BİR ÇİÇEKLE – BİR MEKTUPLA – BÜTÜN ŞİİRLERİ-I (1850-1862) Emily Dickinson İngilizce Aslından Çeviren: Fahri Öz XIX. yüzyıl Amerikan edebiyatının önde gelen şairlerinden Emily Dickinson'ın bütün şiirleri Hasan Âli Yücel Klasikler Dizisi'nde 3 cilt hâlinde okuyucularla buluşacak. Dickinson'ın 1850-1862 yıllarında yazılan şiirlerin yer aldığı birinci cilt, Bir Çiçekle – Bir Mektupla adını taşıyor.

Eşsiz bir üslup parlaklığına sahip lirik bir sanatçı olan Emily Dickinson, yaşamı boyunca 1800'e yakın şiir yazmış, fakat hayattayken bunların sadece 10'u yayımlanmıştır. Şiir ve dilbilgisinin alışılagelmiş kurallarını özgürce hiçe sayan Dickinson eserlerinin içeriğinde de son derece cesur ve özgündür. Şair yirmili yaşlarından itibaren münzevi bir hayat sürmeye başlamıştır. Şiirlerinin çoğunda terk edilmişlik vehminin yol açtığı yalnızlık duygusunu reddetme veya üzerinde düşünme çabası görülür. Şiirleri ölümünden sonra pek çok kez çeşitli derlemeler hâlinde basılmış, bütün şiirleri ilk kez 1955 yılında yayımlanmıştır. Bütün şiirlerinin özgün hâlini içeren bir edisyon 1999 yılında R. W. Franklin tarafından hazırlanmış, Hasan Âli Yücel Klasikler Dizisi'nden çıkan eserin çevirisinde de bu edisyon kullanılmıştır.
Modern Klasikler Dizisi GEÇİŞ Nella Larsen İngilizce Aslından Çeviren: Filiz Çakır Nella Larsen, Geçiş adlı romanında, ABD'de ırksal saflık arzusunun dayatıldığı 20. yüzyıl başlarında ırksal kimliğin karmaşıklığını ele alır. "Geçiş", ten renginden siyahi kanı taşıdığı belli olmayanların, karma kökenlerini gizleyerek beyaz gibi davranmaları ve "ırksal sınırı" aşmaları anlamına gelir. Larsen, 1920'li ve 1930'lu yıllarda, New York'un Harlem bölgesinde ortaya çıkan; Afro-Amerikalıların edebiyat, müzik, sanat ve düşünce alanlarında kimliklerini güçlü bir biçimde ifade ettikleri kültürel uyanış hareketi Harlem Rönesansı'nın geleneklerini ve iddialarını da hicveder. Geçiş bugün akademik hayatta Afro-Amerikan çalışmaları ve kadın araştırmaları programlarının müfredatlarında yer alan bir yapıt haline gelmiştir.
Romanın bazı siyahi karakterleri kimi kolaylıklar; sözgelimi bir konser bileti alabilmek ya da bir restoranda yemek yiyebilmek için "geçer"; ancak bir yandan da siyahiler arasında yaşayıp ırksal kimliklerini kucaklarlar. Kimisi de beyazların arasında beyaz gibi yaşar ve köklerini bütünüyle reddeder ve gizler. Romanın ana karakterlerinden Clare, açık teni sayesinde ırkçı ve zengin bir beyazla evlenerek, beyaz bir kadın olarak yaşamanın ayrıcalıklarına ve servete kavuşmuş; bir yandan da ayrımcılıktan, dışlanmaktan ve ırksal şiddetten kurtulmuştur. Ancak bu durum ruhunda onulmaz yaralar açar.
21. Yüzyıl Kitaplığı NE ÇOK EŞYA Chip Colwell Çeviren: Ayşe Müge Çavdar Arkeolog Chip Colwell, insan türünün nesnelerle kurduğu ilişkinin derin tarihine iniyor. Eşyayı yalnızca tüketim başlığına sıkıştırmıyor; çünkü eşya aynı zamanda aidiyetin, ritüelin, statünün ve güvenliğin –kısacası anlamın– taşıyıcısıdır. Ancak modern toplumlarda bu ilişki, olağan bir hızlanmadan çok, kontrolden çıkmış bir çoğalmaya dönüşüyor. Fazlalık artık bir yan etki değil, sistemin işleyiş biçimi. Bunun bedeli plastik yığınlarında, çöp dağlarında, tükenen kaynaklarda ve giderek daralan bir gelecek ufkunda görünür hale geliyor.
Taş aletlerden inanç nesnelerine, koleksiyonculuktan reklamın incelikli iknalarına uzanan Ne Çok Eşya, çözüm reçetesi sunmuyor, minimalizm vaazı vermiyor. 21. yüzyılın ekolojik ve siyasal krizlerini, büyük kavramlarla değil, gündelik hayatın içine yerleşmiş fazlalık üzerinden okuyor. Maddi bolluğun ardında yatan dizginsiz tüketim ritmini görünür kılıyor. Çünkü mesele neye sahip olduğumuzdan çok, bu sahipliğin bizi nereye sürüklediğidir. "Daha fazla"sını durmaksızın üretmeden, anlamı nasıl kuracağımız sorusu ise en yakıcı sorulardan biri olarak önümüzde duruyor.
Kılavuz Dizisi BESLENME David A. Bender Çeviren: Çiçek Öztek Kılavuz dizisinin yeni kitabında akademisyen yazar David A. Bender beslenmeyi biyokimyasal yönden ele alarak neden bu kadar yemek yiyoruz sorusuna yanıt arıyor. Obezite sorununu çözme ve kilo vermeye dönük temel ilkelerin anlaşılmasıyla beraber, fiziksel aktivitenin ve egzersizin bu çerçevede üstlenebileceği rolü açıklığa kavuşturuyor. Bender, radikal diyetlerden uzak durmanın ve yiyeceklerle ilgili yer yer ortaya atılan cesur iddialar karşısında dikkatli olmanın önemini vurguluyor. Kitapta enerji beslenmesi, protein beslenmesi, gerekli vitamin ve minerallerin alınması gibi temel ihtiyaçların yanında işlevsel gıdaların, süper gıdaların ve takviyelerin rolü açıklığa kavuşturuluyor. Aşırı beslenme ve yetersiz beslenme sorunlarının nedenleri ve çözümleri aktarılıyor.
İnceleme – Araştırma TÜRKİYE'DE YENİ HAYAT – İNKİLAP VE TRAVMA (1908-1928) Zafer Toprak Meşrutiyet'in Türkçeye kazandırdığı ya da yaygın hale getirdiği iki sözcük "millî" ve "yeni"ydi. "Millî" doğmakta olan ulusal kimliğin veciz bir ifadesiydi; siyasî yönü güçlüydü. "Yeni" ise toplumsalı ifade ediyordu ve toplumun değişik katmanlarına nüfuz edişi II. Meşrutiyet yıllarında gerçekleşti. 1908 bir siyasal devrimdi; sosyal bir devrimle pekiştirilmedikçe güdük kalacaktı. "Yeni hayat" bu anlayışın ifadesiydi. Yaşam anlayışında radikal bir dönüşümü simgeleyen "yeni hayat"ın omurgasını ise kadının konumu oluşturdu. Bu nedenle "yeni hayat" kadının dönüşümünü, "yeni kadın"ın inşasını gerektiriyordu. Cihan Harbi sonrası yeni bir ulus inşa edilirken Meşrutiyet'in ilk yıllarından beri gündemde olan "yeni hayat" anlayışı güç kazanmıştı. Cumhuriyet'i Osmanlı'dan yol ayrımına sokan ana eksen buydu. Koca imparatorluklar çökerken bölgesinde kendi iradesiyle yönünü çizen tek ülke Türkiye olmuş, Cihan Harbi'ni yitirmesine karşın Sevr'i tanımamış, direnmiş ve Milli Mücadele ile yeni bir devlet kurmuştu. Diğer yandan, on yılı bulan uzun savaşlar sürecinde insan kaynaklarının, erişkin nüfusunun önemli bir bölümünü yitiren, her açıdan yoksullaşan ülkede Cumhuriyet'in reform kaygıları, seküler bir yaşam özlemi, Doğu kültür normlarını terk edip Batı medeniyetine geçiş süreci ise nesiller arası kopukluklara ve toplumsal uyumsuzluklara neden olacaktı. Türkiye inkılapları ve toplumsal travmayı birlikte yaşayacaktı. Türkiye'de Yeni Hayat 1908-1928 bir anlamda yaşanan bu toplumsal travmanın öyküsü. Prof. Dr. Zafer Toprak, nüfus sorunu başta olmak üzere Cumhuriyet Türkiyesi'nin karşılaştığı darboğazları, savaş mağduru insanların travmalarını, çözümsüzlüklerini, toplumsal katmanların "yeni hayat"a uyumsuzluklarını o günün kaynaklarından yola çıkarak gün ışığına çıkarıyor.
Özel Dizi AYLA TURAN – RETROSPEKTİF | RETROSPECTIVE Metin Yazarı: Marcus Graf Çeviren: Neylan Bağcıoğlu 9 Şubat-11 Mayıs 2026 tarihleri arasında İş Sanat Kibele Sanat Galerisi'nde izlenen "Ayla Turan Retrospektif" sergisi için hazırlanan kitap, heykeltıraş Ayla Turan'ın otuz yıllık sanat yolculuğunun dönüm noktalarını yansıtıyor. Sanatçının kamusal alanlarda ve özel koleksiyonlarda yer alan seçilmiş eserlerinin künyeli görsellerine arşiv fotoğrafları eşlik ediyor. Turan, bu retrospektif sergiyi hazırlamanın "eski albümleri karıştırmak gibi" hissettirdiğini söylerken; serginin kataloğu için hazırladığı yazıda Prof. Dr. Marcus Graf, Ayla Turan'dan "Bağımsızlık, empati ve sakin bir kararlılıkla kendi yolunu inşa eden; pratiğiyle heykelin ne olabileceğine ve paylaştığımız dünyaya dair neleri açığa çıkarabileceğine ilişkin ufkumuzu genişleten" diye bahsediyor ve sergi için şunları söylüyor: "Bu retrospektif, otuz yıllık kesintisiz üretimi bir araya getirerek Ayla Turan'ın yaşamı ile sanatı arasındaki samimi bağları görünür kılıyor."