En son Ramazan ayında fiyatların yükseldiği söylendi. Peki bu da sadece bize özgü mü? Örneğin İran'da enflasyon oranı kaç? Ukrayna üç-dört yıldır savaşın içinde, üstelik kendi topraklarında savaşıyor; orada enflasyon yüzde kaç? Rusya yaklaşık üç buçuk yıldır Ukrayna ile savaş halinde; Rusya'nın enflasyonu yüzde kaç?
Sanki biz savaş öncesinde enflasyonu çözmüş, ekonomiyi rayına oturtmuşuz da savaş gelip üzerine tuz biber ekmiş gibi bir anlatı var. Oysa gerçek böyle değil. Zaten hedefler şaşmış durumda. İki yıldır enflasyonu yüzde 30'un altına indirme hedefi dillendiriliyor. 2023 yılında, 2026'nın sonlarına doğru enflasyonun düşürüleceği yönünde hem Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın hem de Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek'in açıklamaları vardı. Gelinen noktada ise savaş başlamadan önce bile enflasyon yüzde 30 seviyelerindeydi.
Dünyaya baktığımızda tablo farklı. Amerika Birleşik Devletleri'nde enflasyon genellikle yüzde 2,5–3 bandında seyrediyor. Orada enflasyon yüzde 4'e çıktığında ciddi tartışmalar yaşanıyor. Avrupa'da da benzer şekilde yüzde 2–3 aralığı normal kabul ediliyor. Savaşın etkisiyle bu oranlar bir ya da iki puan artabilir; bu da o ülkeler için önemli bir gelişme sayılır. Ancak biz zaten yüzde 30'lar seviyesindeyiz. Böyle bir zeminde savaşın etkisi ne kadar belirleyici olabilir?
Elbette savaşın ekonomik etkileri vardır. Enerji fiyatları artar, tedarik zincirleri bozulur, maliyetler yükselir. Ancak bu etki, enflasyonu yüzde 5'ten 6'ya, ya da 7'den 8'e çıkarırsa "savaş etkisi" olarak açıklanabilir. Bu, dünyanın her yerinde geçerli bir durumdur. Fakat zaten yüksek enflasyon yaşayan bir ekonomide, bu tür dışsal faktörlerin etkisi sınırlı kalır.
Bugün gelinen noktada, enflasyonun düşmemesinin temel nedenleri arasında yapısal reformların hayata geçirilememesi, ekonomik güven ortamının yeterince sağlanamaması ve kurumsal bağımsızlıkların tartışmalı olması öne çıkmaktadır. Bağımsız yargının tesis edilmesi, öngörülebilir ekonomi politikalarının uygulanması ve piyasalara güven veren adımların atılması, enflasyonla mücadelede kritik öneme sahiptir.
Ancak bu adımlar atılmadığında, kamuoyuna farklı gerekçeler sunulmaktadır: Bir gün don, bir gün kuraklık, bir gün mevsimsel etkiler, bir gün Ramazan, bugün ise savaş… Oysa mesele, geçici nedenlerden ziyade kalıcı ekonomik yapıdadır.
Sonuç olarak, savaşın etkisini tamamen yok saymak doğru değildir; ancak mevcut yüksek enflasyonu yalnızca savaşla açıklamak da gerçekçi değildir. Enflasyon zaten yüksek bir seviyedeyken, dış faktörlerin etkisi sınırlı kalır. Asıl ihtiyaç duyulan, kalıcı ve güven verici ekonomik reformlardır. Aksi halde, her yeni gelişme enflasyon için yeni bir "gerekçe" olarak sunulmaya devam edecektir.
Kısa bir karşılaştırma yapmak gerekirse; Türkiye'de enflasyon yüzde 30 ve üzeri seviyelerde tartışılırken, Amerika Birleşik Devletleri'nde yüzde 3–4 bandı yüksek kabul edilmektedir. Avrupa Birliği ülkelerinde ortalama yüzde 2–3 seviyeleri normaldir. Rusya'da savaş koşullarına rağmen enflasyon genellikle yüzde 7–10 aralığında seyrederken, Ukrayna'da savaşın etkisiyle bu oran yüzde 10–20 bandına çıkabilmektedir. İran ise yüksek enflasyon yaşayan ülkelerden biri olarak yüzde 30–40 bandında yer almaktadır. Bu tablo, Türkiye'nin benzer koşullardaki birçok ülkeye kıyasla daha yüksek ve kalıcı bir enflasyon sorunu yaşadığını açıkça göstermektedir.
Uğur Akyol