“Yıllardır mücadele eden bir halk katlediliyor. ABD dünyanın polisi değildir. Önemli olan Maduro değil, onurlu halktır.” Bu sözler, Venezuela’da yaşananların bir kişi ya da bir iktidar tartışmasından ibaret olmadığını; meselenin, bir halkın onuruna, siyasal iradesine ve kendi doğal kaynakları üzerindeki egemenlik hakkına yönelmiş çok katmanlı bir saldırı olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Tartışmanın odağına yalnızca liderleri yerleştirmek, asıl bedeli ödeyen halkı görünmez kılmak anlamına gelir.
Venezuela halkı, tarihsel olarak bağımsızlık ve onur mücadelesi vermiş; ağır yoksulluk koşullarına, ambargolara ve siyasal baskılara rağmen egemenliğini savunma iradesini korumuş direnişçi bir halktır. Bu halkın yaşadığı insani dramı, “yanlış yönetimlerin doğal sonucu” diyerek geçiştirmek, ahlaki bir körlük olduğu kadar hukuki bir çarpıtmadır. Hukuksuz ve despotik yönetimlerin bedelinin doğrudan halka ödetilmesi ne meşrudur ne de kabul edilebilir.
Öte yandan, dış müdahalelerin “demokrasi” ve “özgürlük” söylemiyle meşrulaştırılması da gerçeği perdeleyen bir yanılsamadır. Bir ülkenin doğal kaynaklarının, halkın rızası ve menfaati dışında, küresel güçlerin çıkar hesaplarına konu edilmesi; ne uluslararası hukuka sığar ne de vicdanla açıklanabilir. Venezuela örneğinde petrol, bir zenginlik olmaktan çıkmış; halkın sırtında ağır bir yüke, ülkenin kaderini belirleyen bir lanete dönüşmüştür.
Tam da bu noktada, “yağmurdan kaçarken doluya yakalanmak” uyarısı, halkların önüne konulan sahte seçenekleri isabetle tarif eder. Bir yanda Maduro’nun despotik ve halkı yoksullaştıran yönetimi; diğer yanda ise ABD’nin açık ya da örtük müdahaleleriyle şekillenen, sömürü riskini derinleştiren bir dış baskı. Venezuela halkı, bu iki seçenek arasında tercih yapmaya zorlanmakta; oysa asıl hak, bu dayatmaların tümünü reddedebilme hakkıdır.
Sonuç olarak mesele, Maduro’yu savunmak ya da ABD karşıtlığı yapmak değildir. Mesele, onurlu bir halkın kendi kaderini tayin hakkını savunmaktır. Gerçek çözüm, ne iç despotizmin ne de dış müdahalenin gölgesinde mümkündür. Venezuela’nın ihtiyacı olan şey, petrolün değil insan onurunun merkeze alındığı; halkın iradesine saygılı, bağımsız ve adil bir gelecektir. Ses getirecek olan da işte bu hakikatin yüksek sesle dile getirilmesidir.

