uğur akyol


Türkiye’de Kültür: Yaşanmayandan Anlatılana

Türkiye’de kültür, uzun süredir yaşanan bir hakikat olmaktan çıkıp anlatılan, tarif edilen ve çoğu zaman da nostaljik bir dile hapsedilen bir olguya dönüştü.


Türkiye’de kültür, uzun süredir yaşanan bir hakikat olmaktan çıkıp anlatılan, tarif edilen ve çoğu zaman da nostaljik bir dile hapsedilen bir olguya dönüştü. Gündelik hayatın içinden çekildi; akademinin, bürokrasinin ve vitrin projelerinin konusu hâline geldi. Kriz dönemlerinde kültürden söz edilir ama bu söz, çoğu zaman bir üretim çağrısı değil, geçmişe dönük bir envanter çalışmasıdır.

Bir alan yaşamdan koparıldığında, varlığını sürdürür; fakat işlevini yitirir. Bugün Türkiye’de kültür tam olarak bu durumda. Tarih anlatıları, medeniyet vurguları, köklü geçmiş referansları bol; fakat bunların gündelik hayatta karşılığı giderek zayıflıyor. Kültür, yaşayan bir pratik olmaktan çok, korunması gereken bir “değer” olarak ele alınıyor. Oysa kültür, muhafaza edilerek değil, yaşanarak var olur.

Türkiye modernleşmesi, kültürü çoğu zaman bir “gecikmişlik” meselesi üzerinden okudu. Tanzimat’tan Cumhuriyet’e uzanan çizgide kültür, ya Batı’ya yetişme telaşının ya da kaybedilen bir bütünlüğün yasının nesnesi oldu. Bu ikili sıkışma, kültürü donuklaştırdı. Oysa kültür ne bir yarışın konusudur ne de bir kayıp telafisi. Kültürler yarışmaz; sadece kendi oluş imkânlarını gerçekleştirirler.

Cumhuriyet’in erken döneminde kültür, bir inşa faaliyeti olarak ele alındı. Dil, müzik, edebiyat ve mimarlık alanlarında güçlü müdahaleler yapıldı. Bu müdahaleler kimi zaman nitelikli sonuçlar verdi, kimi zaman ise süreklilik kuramadı. Zamanla kültür, devlet eliyle kurulan bir alandan piyasanın insafına bırakılan bir alana dönüştü. Bugün geldiğimiz noktada kültür, ne kamusal bir ortaklık ne de sahici bir toplumsal ihtiyaç olarak algılanıyor.

Türkiye’de sinema, bir dönem bu boşluğu doldurabilecek güçlü bir damar sundu. Yeşilçam, tüm estetik sınırlılıklarına rağmen, yerli hayatı anlatan bir hafıza üretti. 1990’lardan sonra ortaya çıkan yönetmen sineması, yerel hikâyeleri evrensel bir dile taşıma iddiası taşıyordu. Ancak son on yılda sinema, dijital platformların hız ve tüketim odaklı yapısı karşısında geri çekildi. Dizi sektörü, sinemanın anlatı derinliğini gölgede bıraktı. Ortak salon deneyimi yerini bireysel, parçalı ve geçici izleme alışkanlıklarına bıraktı.

Edebiyat alanında da benzer bir tablo var. Türk romanı, bir dönem toplumsal dönüşümleri derinlikli biçimde tartışan güçlü bir damar üretmişti. Bugün ise küresel pazarın beklentileri, yerli edebiyatın dilini ve meselesini daraltıyor. Roman, ya kolay tüketilir bireysel hikâyelere ya da ideolojik tekrarların alanına sıkışıyor. Büyük toplumsal kırılmalar, metinlerde ya yüzeysel geçiliyor ya da tamamen dışarıda bırakılıyor.

Hızlanan kentleşme, kültürel kopuşun en görünür alanı. Türkiye’de şehirler büyürken kültür daralıyor. Alışveriş merkezleri, meydanların; zincir markalar, yerel hafızanın yerini alıyor. Küresel tüketim dili, insanın kültür ihtiyacını simgelerle ikame ediyor. Mahalle, meyhane, kıraathane, sahaf gibi mekânlar ya kayboluyor ya da dekoratif unsurlara dönüşüyor.

Yeni zenginlik biçimleri de bu kopuşu derinleştiriyor. Kültürel bir süreklilik taşımayan sınıflar, kültürü yük olarak görüyor. Sanat, koleksiyon, estetik zevk; yatırım değeri yoksa anlamını yitiriyor. Antika bir eşya yerine rezidans katı, bir kütüphane yerine metrekare konuşuluyor.

Oysa Türkiye’nin kültürel birikimi, gösterişten çok hal ile ilgilidir. Evde yapılan yemek, komşuluk, musiki meclisi, şiir okuması, sessiz bir okuma alışkanlığı… Bunların hiçbiri sahne istemez. Kültür görünmek için değil, sürdürmek için vardır. Gösteriye dönüşen her şey, kültürel olmaktan çıkar.

Bugün Türk Sanat Müziği’nde yeni bestelerin azlığı, nitelikli icracıların yetişmemesi bir yetenek sorunu değil, bir atmosfer sorunudur. Hat, ebru ve tezhip gibi alanlarda zaman zaman iyi işler üretilse de, onları taşıyacak sosyal ve kültürel zemin zayıftır. Sanatçı, bireye seslenemez; piyasanın beklentilerine uyum sağlamak zorunda kalır.

Türkiye’de kültürün temel krizi, kaynak eksikliği değil; yaşama alanı eksikliğidir. Kültür anlatılıyor, korunuyor, sergileniyor ama yaşanmıyor. Ve yaşanmayan hiçbir şey, ne aktarılabilir ne de geleceğe kalır.

Belki de asıl soruyu artık farklı sormak gerekiyor: Biz kültürü savunuyor muyuz, yoksa sadece hatırlıyor muyuz?

Yazarı Diğer Yazıları

Yeşilay Kar Motosikleti Şampiyonası Sona Erdi

Yeşilay Dünya Kar Motosikleti Şampiyonası’Nın İlk Etabı Sona Erdi

Yeşilay Türkiye Salon Atletizm Şampiyonası tamamlandı

RİZE’DE, YEŞİLAY DÜNYA KAR MOTOSİKLETİ ŞAMPİYONASI DÜZENLENECEK

Final Mücadeleleri Nefesleri Kesti

2026 UEC Avrupa Pist Bisikleti Şampiyonası’nın ilk seansı sona erdi

DÜNYA KAR MOTOSİKLETİ ŞAMPİYONASI SIRALAMA TURLARIYLA BAŞLADI

SNX TÜRKİYE DÜNYA KAR MOTOSİKLETİ ŞAMPİYONASI AÇILIŞ SEREMONİSİ RİZE’DE GERÇEKLEŞTİRİLDİ

Fernando Andrade Dos Santos, Erzurumspor'da

Fenerbahçe ve Galatasaray'ın Avrupa'daki rakipleri belli oldu

LİG TABLOSU

Takım O G M B Av P
1.GALATASARAY A.Ş. 21 16 1 4 36 52
2.FENERBAHÇE A.Ş. 21 14 0 7 30 49
3.TRABZONSPOR A.Ş. 21 13 2 6 18 45
4.GÖZTEPE A.Ş. 21 11 3 7 15 40
5.BEŞİKTAŞ A.Ş. 21 10 4 7 10 37
6.RAMS BAŞAKŞEHİR FUTBOL KULÜBÜ 21 9 6 6 14 33
7.SAMSUNSPOR A.Ş. 21 7 5 9 0 30
8.GAZİANTEP FUTBOL KULÜBÜ A.Ş. 21 7 7 7 -6 28
9.KOCAELİSPOR 21 7 8 6 -4 27
10.CORENDON ALANYASPOR 21 4 6 11 -2 23
11.NATURA DÜNYASI GENÇLERBİRLİĞİ 21 6 11 4 -5 22
12.ÇAYKUR RİZESPOR A.Ş. 21 4 9 8 -9 20
13.TÜMOSAN KONYASPOR 21 4 9 8 -9 20
14.HESAP.COM ANTALYASPOR 21 5 11 5 -15 20
15.İKAS EYÜPSPOR 21 4 11 6 -13 18
16.KASIMPAŞA A.Ş. 21 3 11 7 -13 16
17.ZECORNER KAYSERİSPOR 21 2 10 9 -26 15
18.MISIRLI.COM.TR FATİH KARAGÜMRÜK 21 3 15 3 -21 12