Bu yol hikayesi istanbul’dan Erzurum-Tekman Şuşar bölgesine uzanan bir hikayedir.
İstanbul’da uzun süredir tedavi gören Halit Bey, ağır hastalığının farkındaydı. Gününün yaklaştığını biliyor, bu yüzden son isteğini açıkça dile getiriyordu:
“Eğer ölürsem, cenazemi ata-baba toprağıma, köyüme; sevdiklerimin yanına götürün.”
İnsanın son talebi bile bazen bir yol hikâyesine, hatta bir trajediye dönüşebiliyordu.
Halit Bey’in cenazesi İstanbul’dan yola çıkarıldı. Eşi, kardeşleri, akrabaları ve köylülerinin katılımıyla başlayan yolculuk, ertesi sabah saat 07.30’da Erzurum’a ulaştı. Buraya kadar her şey olağandı. Asıl sorun bundan sonra başladı.
Cenaze, Tekman ilçesine bağlı Karlıca Köyü’ne götürülecekti. Ancak herkesin bildiği, kimsenin çözemediği gerçek bir kez daha karşılarına çıktı: yol.
Haritaya bakıldığında Tekman, Erzurum’a en yakın ilçe gibi görünür. Oysa bu, büyük bir yanılsamadır.
Bölge insanı için bu yol, özellikle kış aylarında tam anlamıyla bir çileye dönüşür. Bu çile, yüzyılı aşan bir yol hikâyesidir.
Tekman’ı rahatlatacak bir yol planlandı, bütçe ayrıldı, teknik ekipler çalıştı, güzergâhlar belirlendi. Yirmi yıl süren emeğin ardından yol iki yıl önce tamamlandı.
Haritada Erzurum’a en yakın ilçe yine Tekman’dı; fakat gerçek değişmemişti.
Cenazenin Erzurum’a ulaştığını duyan eş, dost ve akrabalar toplandı. Son vazifelerini yerine getirmek için yola çıkıldı. Nene Hatun Köyü üzerinden Palandöken hattından gidilecek yolun kapalı olduğu öğrenilince rota Köprüköy–Yağan güzergâhına çevrildi. Ancak Yağan’a varıldığında bu yolun da kapalı olduğu söylentisi yayıldı.
Bu kez Karayazı yolu üzerinden Hacıömer Köyü’nden Tekman’a ulaşma fikri benimsendi. Yaklaşık 150 kilometrelik bir yolun ardından cenaze nihayet Tekman’a ulaştırılabildi.
Ama çile bitmemişti. Tekman’dan Karlıca Köyü’ne gitmek için 50 kilometrelik bir yol daha vardı. Otuz-kırk araç Şuşar yoluna girdiğinde, Türkiye’nin çatısı denilen bu bölgeden endişe verici haberler gelmeye başladı: “Yol açık mı, kapalı mı endişeleri başladı’’ Artık geri dönüş yoktu.
Cenazenin bulunduğu araçta kadınlar, çocuklar, yaşlılar vardı. Yol ilerledikçe rakım yükseldi, hava sertleşti. Gökoğlan ile Karlıca arasındaki Gogo Tepesi’nde hafif kar, kısa sürede tipi fırtınasına dönüştü. Göz gözü görmez oldu.
Rampalarda araçlar patinaj yapmaya başladı. Bir araç durdu mu, arkadaki herkes duruyordu. Bölge insanı bu manzaraya yabancı değildi. Araçlardan inildi, arabalar itildi, düşe kalka sırtlar yokuşa verildi.
Bir araç çıktı, diğeri kaldı. Bir araç kurtuldu, diğeri patinaj yaptı. Soğuk, kar ve yorgunluk insanları nefessiz bırakıyordu.
Bu yolculukta ironik anlar da yaşandı. Tayyar, Erzurum’da Nasır amcasının oğluyla yola çıkmışken kaynanasının ölüm haberiyle geri dönmek zorunda kaldı. Ardından başka bir araca bindi; o da yolda kaldı. Bir başka araca geçti; o da patinaj yaptı. En sonunda akrabası Ahmet’in arabasıyla yokuşu aşabildi.
Selman ise sadece insani vazifesini yerine getirmek için yola çıkmıştı. İlk kez bu yolları görüyordu. Arabası rampada patinaj yapınca ilerleyemedi. 140 kilometre yol geldikten sonra geri dönmek zorunda kalmıştı ki, tam o sırada yol temizleme aracı ortaya çıktı.
Tüm bu adrenalin ve çilenin ardından araçlar köye güçlükle ulaşabildi. Ancak birçok kişi cenaze defin işlemine katılamadı.
Köye varıldığında bu kez herkes aynı soruyu soruyordu: “Geri dönüş nasıl olacak?”
İşine dönmek zorunda olanlar, yolda kalma korkusuyla alelacele geri döndü. Aç susuz, sadece bir Fatiha okuyup ayrılanlar oldu.
Tayyar, birkaç saat dinlendikten sonra dönüş yoluna çıktı. Bu kez Karlıca–Bingöl– Karlıova hattı, halk arasındaki adıyla “Mucur Yolu” seçildi. Akrabası Ali’nin arabasıyla yola çıktı. Aynı endişe, aynı patinaj, aynı itiş kakış…
Karlıova kesişiminde asfalta çıkıldığında herkes derin bir nefes aldı. Sabah 07.30’da başlayan bu yolculuk, Tayyar’ın evine akşam 20.45’te ulaşmasıyla sona erdi.
Bu bölgede, özellikle kış aylarında, yüz yılı aşkın süredir gerçek anlamda bir yol trajedisi yaşanıyor.
Palandöken’den yapılacak 12 kilometrelik bir tünelle Erzurum– Tekman yolu 30 kilometreye düşebilir. Şuşar gibi sert iklimli köylere ulaşım 80 kilometreye iner. Yol çalışmaları da daha sürdürülebilir hâle gelir.
Oysa bugün Pasinler güzergâhından gidildiğinde, bölgenin son köyüne ulaşmak için 180–190 kilometre yol kat ediliyor.
Gidiş-dönüş hesaplandığında bu çile 360–370 kilometreyi buluyor. İnsanlar mahsur. Yıllardır aynı kader, aynı çile.
Benzer yol hikâyelerine yıllardır hepimiz tanığız. Bu hikâyelerin baş aktörleri de tanıkları da yine bölge insanıdır. Ben bu yol hikâyesinin tanığı, şahidi ve yazarı oldum.
Türkiye’nin ulaşım açısından en sorunlu bölgelerinden biri burasıdır.
Yol sorunu bu denli kronik olan başka bir bölge neredeyse yoktur. Bölge halkı adeta kaderine terk edilmiştir.
Bundandır bölge insansızlaşıyor, kimse kalmak istemiyor.
Yirmi birinci yüzyılda, uzay çağında insanlar köylerine ulaşamıyor.
Oysa yol medeniyettir. Devlet, insanları bu medeniyetten mahrum bırakmamalıdır.
Dileriz bu halkın feryadını duyan olur.
Bize düşen, bu çağda yaşanan bu utancı belgeye dönüştürmektir. Vicdan da, adalet de devletindir.